11 Mayıs 2016 Çarşamba

"EFSANELER ŞEHRİ İSTANBUL"


Tarih boyunca her medeniyetin sahip olmak istediği, binlerce efsanenin doğduğu şehir; İstanbul. Aynı zamanda Türkiye'nin en çok turist çeken şehirlerinin başında geliyor. Farklı medeniyetlerin Konstantinopolis, Der-saadet, Antonia gibi farklı isimlerle andığı İstanbul, isimleri gibi birbirinden farklı yüzlerce efsaneye de ev sahipliği yapmış bir şehir.

            İstanbul'un şehir yapısı ve şekli sürekli değişmektedir. Yunan, Roma ve Bizans dönemleri boyunca Konstantinopolis'in tarihi yarımadasında, Galata'da (Pera, sonraki adıyla Beyoğlu), Chalcedon (Kadıköy) ve Chrysopolis'te (Üsküdar) önemli derecede yenilenme ve büyümeler yaşanmıştır. Antik zamanlarda şu anki İstanbul'un tüm ilçeleri birer bağımsız şehirdiler. Bugün İstanbul, eski Konstantinopolis'in metropol hâli olarak kabul edilebilir. Çünkü şehir o dönemlerden beri genişletilmekte ve yenilenmektedir.
Tüm bu dönemler boyunca İstanbul ile ilgili yaratılmış efsanelerden “Bimekanbikonsept” olarak bir derleme yaptık.


Körler Ülkesinin Karşısına Kurulan Kent

“Efsaneye göre, Koressa’nın oğlu, Yunanistan’ın Megara kentinden genç Byzas, yandaşlarıyla birlikte, bölgedeki baskılardan kurtulmak, yeni bir kent kurmak ve özgürlüğünü ilan etmek için yola çıktı. Her şey iyiydi de, kent nerede kurulacaktı? O çağda, bilinmeyenleri bilinir kılan birisine, Delfoi kentindeki kâhine danıştı genç adam. Delfoi kâhini gideceği yeri tarif etti; “Kentini kuracağın yer, körler ülkesinin tam karşısında olacak.” Byzas yola çıktı, aradı taradı, körler ülkesi diye bir yer yoktu. Sonunda, mola verdikleri bir deniz kıyısında, karşı sahile baktı ve bağırdı: “Bu insanlar kör mü, burası varken orada oturulur mu?”. Delfoi kâhinini hatırladı genç adam; “Körler ülkesinin karşısında kuracaksın kentini.” Körler ülkesi, günümüzün Kadıköy’üdür! İstanbul’dan çok yıllar önce kurulmuştur “Khalkedonia”, yani Kadıköy. Byzas; ordusuyla gelip soluklanmak için durduğu şimdiki Sarayburnu’nda, manzaranın muhteşem görüntüsünden adeta büyülenmişti. Khalkedonia’nın neden “Körler Ülkesi” tanımlamasını hak ettiğini anlamıştı artık. Çünkü, böyle cennet benzeri bir yer dururken, tam karşıda ve korumasız bir yerde kent kuranlar, ancak kör olabilirlerdi.



İstanbul’un Kuruluşu

Derler ki, başkentini arayan Constantinus önce Asya yakasını seçmiş. Ancak gökyüzündeki martılar işçilerin küçük inşaat taşlarını sürekli çalıp öteki yakaya, bugün Büyük Saray’ın olduğu sahile taşımışlar. Martıların bu ısrarı üzerine İmparator bunun ilahî bir işaret olduğunu anlamış ve şehrin tarihî yarımadada kurulması emrini vermiş. Martılar da sonsuza dek bu şehrin semalarında uçmaya, şehrin ayrılmaz bir parçası olmaya, bu güzel şehrin güzelliğine güzellik katmaya devam etmişler.


İstanbul’un Altındaki Tüneller

Efsaneye göre İstanbul şehrinin altının birbirlerine bağlı tünellerle kaplı olduğu, bu dehlizlere Yerebatan Sarayı’ndaki gizli bir bölmeden erişilebildiği ve Marmara Denizi’nin altından da devam eden bu tünellerin Kınalı Ada’ya kadar uzandığına inanılıyor. Tünellerin Kapalıçarşı’nın da altında geçtiğine inanılan efsaneye göre, çarşının gizli tutulan bir yerinden de bu dehlizlere girmek mümkün. Geçidin bulunduğu bölgede yemek takımı üzerinde çalışan gümüş kaplama atölyelerinin bulunduğu, çalışanlara ise işe başladıkları gün söz konusu dehlizlerden kimseye bahsetmemeleri için Kuran-ı Kerim’e el bastırıldığı iddia ediliyor. Dehlizler labirent gibiymiş. Çocuklardan sadece biri geri dönmeyi başarmış, diğerleri yollarını bulamayıp tünellerde kaybolmuş. Dönen çocuk da aklını yitirmiş.

Kız Kulesi, Aşk Kulesi

Efsaneye göre Hero, Afrodit Tapınağı’na bağlı bir rahibeydi ve aşk ona yasaktı. Kızkulesi’nde yaşayan Hero’ya aşık olan Leandros, yüzerek her gece yüzerek adaya gelir, ona aşkını fısıldamış. Gece karanlığında güzel rahibenin yaktığı ateş Leandros’a yol gösterilmiş. Ancak, fırtınalı bir gecede rüzgâr meşaleyi söndürmüş ve Leandros yolunu yitirerek karanlık sularda boğulmuş. Bunu öğrenen Hero da kendisini Boğaziçi’nin soğuk sularına atıvermiş.

Bu efsanevi kule ile ilgili Osmanlı’nın da bir öyküsü var. Bir başka efsane kahramanı olan Battal Gazi kuleyi basmış; tekfurun kızını ve hazinelerini alarak Üsküdar kıyısındaki atına atlayıp hızla oradan kaçmış. Eskiler derler ki “Atı alan Üsküdar’ı geçti” sözü buradan türemiştir.


İSTANBUL’UN 5 KONSEPT MEKANI

“Bimekanbikonsept” olarak 4 gün süren İstanbul keşfimiz sonucunda sizler için 5 konsept mekan belirledik.

1. Dem

Dem, İstanbul Karaköy'de çayın sadece bildiğimiz çaydan ibaret olmadığını bize gösteren konsept bir mekan. Farklı kültürlere ait 60 çeşit çayıyla özgün lezzetleri masanıza taşıyor. Sunum konusunda oldukça başarılı olan Dem'in menüsünde kendi içerisinde kategorilere ayrılmış bir şekilde beyaz çay, yeşil çay, oolong, tütsülenmiş çay, siyah çay, pu-erh çayı, kırmızı çaylar bulunmakta. Karaköy'ün kalbinde yer alan Dem, çay tiryakilerinin ve yeni tatlar keşfetmeye açık olanların mutlaka yolunun düşmesi gereken bir mekan.



2. Fil

Fil, Karaköy Kemankeş’te yer alan sanatçı kitaplarının yanı sıra fotoğraf tarihi ve teorisiyle ilgili kitapların, dergilerin, çocuk kitaplarının, bağımsız yayınların ve tatlı ıvır zıvırların yer aldığı bir kitapçı ve kafe. Aynı zamanda atölyelerin, sanatçı konuşmalarının, söyleşilerin ve başka kolektif etkinliklerin düzenlendiği bir buluşma yeri. Zengin menüsü içinden karar vermek oldukça zor olsa da biz kahvesini denemenizi şiddetle tavsiye ediyoruz. 


















3. Fahriye

Fahriye, Moda Caddesi'nde 2 katlı ev gibi bir kafe. İçerideki bütün eşyalar nostaljik. Fotoğraflar, abajurlar, film afişleri ve eski radyolar gibi ayrıntılar mevcut. İçeride koltuklara yayılarak okuyabileceğiniz bir sürü değişik kitap var ve beğenirseniz satın alabiliyorsunuz. Bimekanbikonsept olarak Fahriye Kafe’nin işletmecisiyle hoş ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Bu sohbet sonucunda Fahriye isminin de "Fahriye Abla" filminden yola çıkılarak seçildiğini öğrendik.


4. Karga

Karga Bar, Kadıköy Bar kültürünün ve Kadife Sokak'ın ikonu olan bir bardır. Her çeşit import içkiyi bulabileceğiniz, gothic bir mimariye sahip, 5 katlı yapının her katında ayrı şömine keyfi yapabileceğiniz bir mekân. Mekan işletmecesi, Haydarpaşa Garı’nın mimarlarının, inşa süresince konaklayacakları lojman olarak tasarladıkları dördüz bu binanın orjinaline sadık kalınarak dizayn edildiğini belirtti.
5 katlı binanın biri asma katla desteklenen ilk üç katı cafe-bar hizmeti verirken, dördüncü ve beşinci katı Mayıs 2001’de Kargaşa sergisiyle kapılarını açan çok amaçlı bir kültür sanat mekânı olan KargART olarak yoğun bir programla hizmet vermeye başladı. Ayrıca karga, “Karga Mecmua” adında fikir, felsefe, sokak ve sanat gibi birçok alanı içeren bir dergi de yayımlıyor. Şömine karşısında biranızı yudumlarken bizi hatırlayın!


5. Minoa Cafe & Bookstore

Minoa Cafe & Bookstore, Akaretler'de bulunan, yaklaşık 5 dakikalık bir yürüyüş mesafesinde Beşiktaş'ın en tatlı kafelerinden biri. Hem kitabevi, hem de lezzetleriyle göz dolduran minik bir kafe. Kitap bölümünde yok yok. Birçok yerde bulamayacağınız Türkçe ve yabancı yayınlara Minoa’da ulaşabilirsiniz. Bizim tavsiyemiz; terasında oturup kahvenizi yudumlarken kitabınızı okumanız.